Öyle dediler..Kalbi durmuş..Ne zaman…bilmiyorum..Neden... onu da bilmiyorum..tek bildiğim seni artık içimde hissedemediğim..seni benden aldılar..çünkü sen daha gelmeden bu dünyaya terk etmeyi seçtin..sadece olağan bir kontrol...
uzun zamandır ayrı kaldık..giderken sanmıştım ki aradığım kelimeleri başka yolların kenarlarında,dağların yamaçlarında,denizlerin maviliklerinde,ormanların patikalarında bulacağım.. güzeldi yolda olmak,yolcu olduğunu ,ait olmadığın bir yerlerin gözlerine değip...
Yaşamımız bir yıldız kayması gibi sonsuzluktan sonsuzluğa doğru akıp giderken kısacık olduğunu düşündüğümüz bu görkemli varoluş-yokoluş anları arası aslında müthiş bir mucize değil mi? Koyu karanlık...
İki İtalyan filmi üst üste fena etkiledi..şimdi de İtalyanca aryalar eşliğinde yazıyorum bu muhteşem dolunaylı gecede…dolunayı hep sevmişimdir,beni etkilediğine inanırım..siz işaretlere inanır mısınız?ben inanırım..hayatta karşılaştığım...
Aklım çok karışık…ne yapacağımı biliyor olsam yapması çok daha kolay olacak…karar vermek en önemli adım sanırım.31 yaşındayım ve iş hayatımın orta yerinde kısa bir es...
....Sessizce ayrıldı elleri mahsun bir kapının kolundan..kapattığı bir sevdanın defteri değildi de sanki ödü patlamış gibi bakan bir çocuğun masum gözlerinde kendini görmek gibi,bir ayna...
Sandallar….sarhoş bir rüzgar….ayaklarını karnına çekmiş,gecenin kollarına kıvrılan bir gün,yorgun,süzgün…gözlerden saklanan,kulaklardan kaçan bir kelime uğulduyor koridorlarında beynimin..sandallar hep öyle sallanıp duruyor, varamadıkları kıyılara hasret bir şarkı...
yağmurun ıslattığı caddelerde yürümeyi severdim en çok,grinin her tonuna bulanınca şehir siyah beyaz fotoğraflardaki bir kız çocuğu gibi hissederdim kendimi...her anı bir film karesi gibi...
Gün en güzel denizde batar...sarışın, geceye teslim oluşunun tüm renklerini sergiler gözlere..alacalı gökyüzü alacalı deniz bilmediğim bir dilde şarkılar söyler günü yolcu ederken ve kızarır...
harika muhteşem bir güne başlangıç yaptım..denize bulandım bu sabah..kokusunu saçlarıma taktım..yürüdüm yürüdüm yürüdüm...pırıl pırıl bir güneş aydınlattı ruhumu,martı sesleri coşturdu içimdeki kız çocuğunu...mavilere saldım sandallara...
uzun süren çırpınışlar yaşar insan küçücük yüreğinde bazı zamanlar..gitmek mi kalmak mı sorusu döner durur beynin orta yerinde bir hortum varmış gibi..bitirilmek istenen ama ömrüne...
hayatlarımız tesadüfen çakışmış olamaz..yüce aklın planına uygun olarak herşey olması gerektiği için oluyor..bize kalan olaylara verilebilecek birçok tepkiden birini seçmek...tabi ki ancak herbir olgunluk basamağını...
hayatım değişiyor...değişim zaten varoluş kaynağı biliyorum...bir melek dokundu ruhuma..kozamı farkettim önce şimdi örgüsünü söküyorum...beğenmedim yaşam örgümün desenlerini..söküyorum şimdi gerisin geri..tecrübe insanın yaşadıklarından anladıklarıdır değil mi?anlamak,anlamlandırmak...