19/1/2009 ·
Ölümle yüzleşmek...Şimdi okuduğum kitap adı ve içeriği itibarıyla bu..yine Irvin Yalom.
Aslında hepimiz öleceğiz..siz ve ben ve tüm sevdiklerimiz sevmediklerimiz...yani bunu çok kesin bir şekilde biliyoruz...öleceğiz çünkü ölümlüyüz..ama bi o kadar da kolay unutuyoruz bu keskin bilgiyi...Tanrının bir lütfu mu yoksa beynin yaşamak için tek dayanağımı bu unutma hali bilmiyorum...ölümlülüğü farkında olarak yaşamı yaşamak daha farklı bir sonuç ortaya koymuyor mu oysa..bazen öleceğimi bildiğim için öylesine bir boşvermişliğe öylesine bir bırakmışlığa kapılıyorum ki....bazen de zaten öleceğim ve kısa bir zamanım var yaşa daha da yaşa diyorum...herşeyi etkiliyor bu demeler tabi...kitap çok iyi...aslında unutmadığımız bu gerçeğin sinsice bize neler yaptığını da anlatıyor nasıl başa çıkacağımızı da..tabi herkesin kendine göre bir yöntemi mutlaka vardır ,belki de yoktur ama bir okuyun iyi gelir derim....
ya çok ilgin bir olay bu ya bunun üzerinde daha uzun süre düşüneceğim galiba..zaten bu ara çok düşünüyorum pek çok konuda yine düşünüyor yeniden bir yerlere varıyorum...ya iyiki sessizce düşünebiliyoruz ve iyi ki hala düşünceleri okuyan bir teknoloji yok..ne kadar zevkli ve özel bir olay bir düşünsenize...
1/1/2009 ·
İki kuşak arasında kaç yıl olunca fikirler çatışacak noktaya gelir? Ben 70 li yıllarda dünyaya geldim..80 li ve 90 lı yıllarda dünyaya gelenlerle aramızda dünyalar kadar fark var..
Geçen gün iki arkadaşım tartışıyor..Biri benim gibi 70 li diğeri 80 li kuşağından...Konu ilişkiler ve kuşaklar arası ilişkilere yaklaşım farkı..Böyle söyleyince panel adı gibi oldu ama gayet hoş bir sohbet ortamında kendiliğinden ortaya çıkmış bir konu..Benimde tespit ettiğim şeyi arkadaşım ifade etti...80 ve sonrasında doğan gençler somut maddi ve ben merkezli bir beklenti ile yaklaşıyor ikili ilişkilerine ve sonuç herkes çoook yanlız. Bizim kuşak belki kendiden öncekine göre yine farklı yaşadı pek çok şeyi ama biraz daha yakın duruyoruz sayı doğrusunda sanki...Çünkü zaman çok hızlı aklamaya ve çok şey birden değişmeye başladı 80lerden sonra..Biz adapte olmaya başlarken bugünün gençleri bu dünyanın içine doğdu..Dolayısıyla bambaşka şekillendi kişilikleri,ruhları...Ve bambaşka bir kadın-erkek ilişkisi yaşanmaya başlandı..Şimdi her iki cinsde sevgi,aşk ,romantizm diyor ruh eşini arıyor ama elinde bir liste ile dolaşıyor...Kriterler,beklentiler listesi...Şu da olsun,şöyle de olsun,bu nu da yapsın......Birlikde yapılması planlanan herşey de bile öncelik kendinde...Bunu yapalım derken bile sonuç onu mutlu etsin istiyor..Doğrudur yanlıştır demiyorum ama yanlızlık bu kuşağın nickname olarak kullandığı bir kelime olduysa ortada bir sorun var demektir..
Biz birlikte üretmeyi,göğüs germeyi,küçücük parçalardan büyük mutluluklar yaratmayı bilen bir kuşak olarak büyüdük..Belki elimizdeki şartlar bunu sağladı ama sonuç o kadar da kötü değil bence...
AŞK gücü küçümsenemiyecek bir duygu ama ortalıkda bu adla anılan hiçbir şey onun gölgesi bile olamaz..Şartı,şekli,zamanı,kriterleri yoktur sadece o vardır ve onun sonucu olan teklik,birlik duygusu...Ben ve sen biter...
Fuzulinin dediği gibi..Ben ben isem sen kimsin,sen sen isen ben kimim ey sevgili..
( ger ben ben isem nesin sen ey yar
v'er sen sen isen neyim ben-i zar)
Dilerim yeni yıl AŞK a bulanır ve gönüller onu tanır...
1/1/2009 ·
Takvimsel olarak yeni bir yıl daha başlıyor...İster istemez başlangıç noktası heyecanı herkesde biraz var..ama hafızamızda öyle izler bıraktı ki gittiği zannedilen yıllar...Umuda dair ne varsa kökünden yok olmak üzere...İnacımızı,yaşama sevincimizi çalıp gitti her yılbaşı..Dünyanın ne yanına baksak sanki acı bir çığlığın eşliğinde yanarak yokolmaya başlamış bir kürecik hissi veriyor..İnsanlar masumca ölüyor,savaşlar bitmiyor daha haince yeniden ve yeniden başlıyor...Para birileri için akıp giden suyun bir parçası iken açlıktan ölenler için yutamadığım bir düğüm boğazımda kitleniyor..Nerden tutsak oradan elimizde liğme liğme kalıyor ...Şimdi öyle bir çağın içindeyiz ki kısa ama acı ve yokedici anlarla geçiveriyor zaman..
Tamam, peki ne yapabiliriz?...Dua edelim...Maalesef küçük beynimin daha büyük bir beyne ve güce ihtiyacı var..İnanç herşeyin üstesinden gelmemizde daha öncede defalarca yardım etmedi mi?..İnsanlık olarak birlikte pek çok şahit olduğumuz olay yok mu?..Dua edelim...İstediğiniz dine,düşünceye yada inanç sistemine dahil olun ama ne olur kalpten dua edin...Belki bir başlangıç için Tanrı ihtiyacımız olan gücü bize verir...O kadar uzun zamandır dua etmiyorum ki,bu sabah farkettim bunu...Oysa nekadar çok güç verir bana ve arınmamı sağlar kirlerinden dünyanın...Hepimiz olanların bir parçasıyız ve sonuçlarından da sorumluyuz..Benim elim kirli değil kim diyebilir ki? En azından yüreğimizi ışıtacak bir duanın inanın sandığımızdan çok etkisi var yaşamımıza...Tanrı bizi dinlemek istiyor ve emin olun çok da iyi dinliyor...Ne olur bu kirli bu karanlık ve vahşi dünya için biraz umut isteyin..
Ne olur bu gece yada bu sabah yada günün herhangi bir vaktinde Tanrı ile başbaşa kalın ve anlatın...Dua edin...İsteyin...Bence hala mucizeler var..
30/11/2008 ·
seni düşünüyorum oysa seni düşünmek bana haram ,yasak..belki de o yüzden bu gizlilik beni daha da yoğunlaştırıyor sana ve duygularıma...baskı gören her şey güçleniyor aslında..koyu bir kahveyi yudumlamak gibi zevk veriyor seni düşünmek..gözlerimi kapamayı,gözkapaklarımı seviyorum çünkü hemen altında çok özel anlar var..gözlerin var mesela çivilenmiş gibi hep ordalar..kokun var gözlerinin hemen yanından buram buram tüten..sana bakamamak sana dokunamamak var ızdıraplı bir lezzet yüreğimde...konuşmuyoruz hiç..sadece dinliyoruz sıradan kelimelerin arasına serpiştirilmiş özel anlam yüklü gemilerin sızlatan çağrılarını...öyle dinliyoruz ki birbirimizi sesinin rengine bulanıyor tüm boşluk..geçip gidiveren bakışlarının arasından yakalıyorum o sessizliğin gözlerini...anlatmadığımız ne çok şeyi anlıyoruz...oysa maskelerin,rollerin içinde sürüp giden ayrı ayrı yaşamlarımızın içinde ne çok başarılıyız...dokunmasa yüreğin yüreğime ben bile inanacağım aslında sahnelenen oyunun gerçekliğine...ama dokundun artık,çok zor mutlu son...ama biliyorum ki mutlu bile olsa sonu gelsin istemiyorum...işte o nedenle başlamasın hiçbir şey..bu hali ile ne güzel...serap gibi...düşsel,beyinsel...damağımda kalmış bir parça çukulatanın belli belirsiz varlığı gibi...
30/11/2008 ·
İmkansızlıklar hırsı,hırs ise başarıyı doğuruyor...İncelediğim bütün başarı öykülerinin altında aynı anafikrin altın yaldızlarla parladığını görüyorum.Peki her imkansızlıktan hırs doğabiliyor mu?maalesef ki hayır...
Bu aralar yine kendimle uğraşıyorum..Hala tam olarak ne yapmak istediğimi,iş yada özel hayattaki hedefimi,istediğim ve zevk alarak yapacağım/yaşayacağım nihai sonucu bulabilmiş değilim.Oysa yaşamları ile inceleme konusu oluşturan insanlar ne istediklerini çok iyi biliyorlardı..Bunu ne zaman ve ne şekilde keşfediyorlar bilmiyorum ama yokluk keşfetmekde yardımcı oluyor diye düşünüyorum...Sonrası hayal ve akıl gücü...Hırs olumlu kullanıldığında ve tabi ki dozunda ,oldukça etkili bir aktivatör.İsteyen istediği şeye mutlaka ulaşır bunu kendi yaşamımdan olduğu kadar çevremden de sürekli gözlemliyorum..Ama ben ne istediğimi bilmemekden utanıyorum çünkü çok geç kalıyorum zaman hızla akıyor boşluğa ve beni de sürüklüyor...
Kariyer hedefini çizememiş, geldiği nokta hakkında "kaderin serin sularının akıntısı yardımı ile" gibi bir açıklaması olan üstelik yaş konusunda hiç de affedilir olmayan bu hatun kişi neden sahip olabildiği imkanları yeterli bulmuş ve kendine bir adet hırs edinememiş bilmiyorum...
Kedimi bu kadar az tanıyor olmak beni korkutuyor ve utandırıyor.
« Önceki ::